En büyük güç içimizde
Eşler arasındaki mutluluğu sarsan faktörlerden birisi de, “parasal yetersizlikler"dir. Ev ihtiyaçlarının karşılanmasından eşinizin isteklerini yerine getirmeye, çocukların eğitiminden sizin moralinize kadar birçok konuda paranın etkili olduğu inkâr edilemez.
İşinde başarısız olan bir erkeğin zihni bir dizi sorunla doludur. Evdeki ilişkileri de bu sorunlardan olumsuz bir şekilde etkilenir. Özellikle geçim sıkıntısının çok yoğunlaştığı dönemlerde huzursuzluk artar.
Atalarımız, “Kadın erkeğin yüzüne değil, eline bakar” demişlerdir. Elbette bu, hanımların maddeyi çok aşırı önemsediği anlamına gelmez. Kadın evdeki işleyişten, yemekten, temizlikten, misafire ikramdan birinci derecede sorumlu olduğu için evin eksiklerini takip etmek ister.
Kronik geçim sıkıntısı durumunda hanımların eşini hem moralman, hem davranışlarıyla desteklemesi gerekir. Maalesef, bazı hanımlar bu duyarlılığı göstermeyebiliyor. Belki de yıllarca süren sıkıntılardan dolayı sabrı tükeniyor, eşini üzmeye başlıyor.
Erkekler şunu bilmeli ki, hepimiz insanız. Hepimizin maddî ve manevî yönü var. Maddî ihtiyaçların hayatımıza etkisi inkâr edilemez. Kimimizin eşi ve çocukları, parayı ve maddî refahı fazla önemseyebilir.
Şu kesin ki, eve hediyelerle, paketlerle, içi dolu poşetlerle girdiğinizde krediniz ve itibarınız daha yüksektir. İşe çıkarken eşinize harcaması için para bırakırsanız, o gün sizi fazla sıkmaz. Çok daha hoşgörülü ve saygılıdır. Bunu da anormal görmeyin. Hangimiz maddî refahı sevmez?
Bu durumda eşlere karşılıklı anlayış ve hoşgörü tavsiye ediyoruz. Ancak çalışmadan, çırpınmadan tevekkül olmaz. Bunun için “geçim sıkıntısı"nı aşmak ve yuvanızı daha mutlu hâle getirmek için bu konuyu ayrı bir bölümde ele alıp çözümler sunmayı uygun bulduk.
Borçlu boynu büküktür
Yıllardır kronik geçim sıkıntıları çeken, borçlu ve dertli insanların garip bir psikolojisi vardır. Kendilerini küçük, önemsiz, değersiz görürler. Çevreleriyle mukayeseler yaparlar. “Eğer benim de mütevazi bir evim olsa... Eğer küçük bir arabam olsa...” gibi hasretleri vardır. Etraflarındaki insanların, kendi iç dünyasındaki acı ve fırtınalara olan duyarsızlıklarına içerlerler, “Şuna bak, herkes kendi havasında. Kimse benim derdimle ilgilenmiyor” derler. Belki kimi dost bildiklerinin bir yemek parası, onun her ay geciktirdiği ev kirasından fazladır. Belki kimi zahirî dostlarının yedek arabası, onun bütün sorunlarını çözecektir.
Kronik geçim sıkıntısı çekenler, çok alıngandırlar aynı zamanda. Mahzun ve boynu büküktürler. Zoraki gülerler. Eski neşelerini kaybetmişlerdir. Hâl hatır sorarsınız. “İyiyim” derler. Halbuki iyi değildir. İçi kan ağlamaktadır.
Hz. Ömer (r.a.), “Borçlular olmasa suçluları yüzlerinden tanırdım” dermiş. Çünkü, borçlu da suçlu gibi çekingen ve ürkektir. Acaba hangi ihtiyaç çıkacak, hangi alacaklı parasını isteyecek diye korku içindedirler. Şevki kırılmış, hayatın tadı kaçmıştır.
Geçim sıkıntısının en büyüğü, çevre tarafından “farkedilmeyen” türüdür. Fakirliği çekmek o kadar zor değildir. Ama fakir olarak bilinmemek, hatta varlıklı zannedilmek büyük acıdır. Çünkü, zengin sanılan fakirden başkaları yardım ister, destek olabilecekler de hiçbir şey yapmaz. Çünkü, o kimseyi muhtaç durumda değil zannederler.
İster çevresi tarafından bilinsin, ister bilinmesin böylesi geçim sıkıntısına, “işsizlik, başarısızlık, ağır borç ve iflâslar” yol açmış olabilir.
Sebebi ne olursa olsun, yapılabilecek çok şey vardır. Öncelikle çözümü içinizde arayın. Derde bakış açınızı değiştirin. Onu pekâlâ çözebileceğinizi, hatta çok ileriye gidebileceğinizi düşünün.
Siz kendinizi düşünmezseniz kimse sizi düşünmez
Eşler arasındaki mutluluğu sarsan faktörlerden birisi de, “parasal yetersizlikler"dir. Ev ihtiyaçlarının karşılanmasından eşinizin isteklerini yerine getirmeye, çocukların eğitiminden sizin moralinize kadar birçok konuda paranın etkili olduğu inkâr edilemez.
Belki de her yola başvurduğunuzu, kısmetsiz birisi olduğunuzu, artık denenmedik bir çözümün kalmadığını, hiç kimsenin size yardımcı olmadığını düşünüyorsunuz.
Mesele hiç de öyle değil. Bir kere siz, içinizdeki müthiş güç ve muhteşem cesaretle sıra dağlar gibi derde göğüs gerebilirsiniz. Bunun için şiddetli bir istek, kesin zafer için sistemli bir mücadele yapmalısınız.
Geçim sıkıntısı çeken birçok insan gördüm. Çok varlıklı ve problemsiz bir insandan daha fazla uyuyorlardı. Fakirlikten şikâyet eden nice insan tanıdım. Anlamsız lüks ve israflarına şahit oldum. İşsizlikten ağlayan, başkasından yardım alan yığınla insan vardı. Oysa verilen işi beğenmiyor, adam gibi çalışmıyorlardı.
Bu şekilde geçim sıkıntısıyla mücadele edilmez. Siz kendinizi düşünmezseniz, hiç kimse sizi düşünmez. Çünkü herkesin bir derdi vardır. Siz yokluğun kahreden acısıyla savaşmazsanız, hiç kimse sizin adınıza savaşmaz. Siz acılara isyan edip Allah'ın size bağışladığı muhteşem gücü kullanmazsanız, başarı ve zafer gökten inip sizi hedeflerinize doğru uçurmaz.
Bırakın başkalarını suçlamayı. Suçlamaya önce nefsinizden başlayın. Önce kendi yapabileceklerinizi düşünün. Hiç kimse, sizin kadar sizin derdinizi bilemez. Önce siz kendiniz için neler yapabileceklerinizi plânlayın. Hiç kimseden destek görmeyecekmişsiniz gibi davranın. İşinizi kış tutun, yaz çıkarsa ne mutlu. Artık aş, göz çıkarmaz.
Evet, kişinin her şeyden evvel kendi yapabileceği çok şey vardır.
Şimdi bu formülleri sıralayalım. Göreceksiniz, en müzmin geçim sıkıntısı bile mutlaka çözülebilir.
Derdinizi açmaktan çekinmeyin!
Ağır geçim sıkıntısına düşen çoğu kimse durumunu gizler. Bunu bir sır gibi saklar. Oysa fakirlik ayıp değil ki. Zaten Rabbimiz, bizi “korku, açlık, mallardan, nefislerden ve ürünlerden eksiltmeyle” imtihan ettiğini belirtiyor. İmtihana uğramakta üzülüp utanmayı gerektirecek ne olabilir? Aksine, sevinmeliyiz bile. Madem Rabbimiz bizi imtihan ediyor, bizimle ilgileniyor. Ne güzel değil mi?
Hem tasavvuf ehli, “El-fakru fahrî” buyurmuş. Yani “Fakirlik övüncümdür “ demiş. Peygamberimize (a.s.m.) ahiret ve dünya sultanlığından birisini tercih etmesi söylendiğinde verdiği cevap, “âhiret” olmuştur. Her zaman tok olmayı tercih etmemiş, “Bir gün tok olayım Rabbime şükredeyim, bir gün aç olayım sabredeyim” dememiş mi?
“Madem öyle, niçin geçim sıkıntısıyla savaşmak gerekiyor? Niye bu formülleri öneriyorsun” diyebilirsiniz.
Öncelikle şunu doğru anlayalım: Peygamberimizin (a.s.m.) fakirliği, tembellik ve israftan değil, elindeki nimeti başkasıyla paylaşmasından, hattâ kendisi mahrum olup başka muhtaçları tercih etmesinden kaynaklanıyor.
Elbette rızık Allah'ın takdiriyledir. Ama Rabbimiz, “İnsan için ancak çalıştığı vardır” buyurmuyor mu?
Bizim üzerinde durduğumuz, işin kendi irademize bakan yönü. Biz üzerimize düşeni yaptıktan sonra Rabbimizden ne gelirse boyun eğeriz.
Fakat Müslüman çalışmak ve üstün olmak zorundadır. Geçim sıkıntısı bazen o hâle gelir ki, salgın bir hastalık gibi beyninize saplanır. Çalışırken, uyurken, hattâ namaz kılarken bile aklınızdan çıkmaz. Bir arkadaşım anlatmıştı. Çok sıkıntıda olduğu bir dönemde çeklerini ödeyememiş. Geceleri sabahlara kadar uyuyamıyormuş. Vücudunun birçok yerinde kan çıbanı çıkmış. Bir başka ehl-i takva dostum, “Borçlarım namazda bile aklıma geliyor” demişti. Fakirlik başka, kronik geçim sıkıntısı ve ağır parasal sorunlar bambaşka.
“Fakirlikten Allah'a sığınırım”
Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadislerinde, “Fakirlikten ve küfürden Allah'a sığınırım” buyurmuştur. Çünkü, fakirlik ihtiyaç içinde olmak demektir. İhtiyaç içinde olan bir kimsenin ruhsal yapısı, fikrî ahengi bozulur, hayattan zevk alamaz ve mutsuz olur. Allah'ın dinine hizmet için koşturamaz, şevkini kaybeder, ibadetlerini isteksiz yapar.
Bizim karşı çıktığımız, üzerimize düşenleri yaptıktan sonra Allah'ın takdir ettiği fakirlik değil; kendi yanlış tutumlarımızla sebep olduğumuz ağır ve kronik geçim sıkıntılarıdır. Kaldı ki, normal fakirliği veren Rabbimize bile el açıp zenginlik istemek ayıp değil ki.
Evet, isyanımız Rabbimize değil, nefsimizedir. Birçok geçim sıkıntısının ve ağır borçların altında yatan sebep; hesapsız harcamalar, israf, tembellik, kanaatsizlik, bilinçsiz yatırımlar ve iş yönetimini bilmemektir. Bizim çözüm önerilerimiz de bu problemleri aşmaya yöneliktir.
Ağır geçim sıkıntısına düşen çoğu kimse durumunu gizler. Bunu bir sır gibi saklar. Oysa fakirlik ayıp değil ki. Zaten Rabbimiz, bizi “korku, açlık, mallardan, nefislerden ve ürünlerden eksiltmeyle” imtihan ettiğini belirtiyor. İmtihana uğramakta üzülüp utanmayı gerektirecek ne olabilir? Aksine, sevinmeliyiz bile. Madem Rabbimiz bizi imtihan ediyor, bizimle ilgileniyor. Ne güzel değil mi?
İşte böylesi ağır bir probleme düştüğümüzde derdi yalnız çekip kendi kendinizi yeyip bitirmeyin. Onu yakın çevrenize açın. Sıkıntınızı yakın arkabalarınıza, dostlarınıza anlatın. Herhangi bir şekilde yardımcı olup olamayacaklarını sorun. Ancak kime nasıl davranacağınıza dikkat edin. Önemli olan hedefe ulaşmaktır, dedikodu etmek değil. Gerçekten yardımcı olabilecek kimselerle konuşun. Sizin için sır olabilecek noktalara girmeyin.
Genelde herkesin sizin sıkıntınızı bildiğini ve duyarsız kaldığını sanırsınız. Oysa şunu unutmayın: Herkesin kendine göre bir derdi vardır. Siz kendi probleminize odaklandığınız için dünyayı kendinizden ibaret görürsünüz. Kim bilir başkaları da sizin için aynı şeyleri düşünüyor.
Sıkıntınızı açtığınızda inanılmaz kapılar açılacaktır. En başta derdinizi döküp psikolojik olarak rahatlayacaksınız. Belki destek alacaksınız. Hiçbir şey olmasa bile, duasını alırsınız. Az kazanç mı?
Derdinizi çevreye açmanızın sayısız getirileri vardır. Bazıları sizin için beklenti içindeyse ondan vazgeçer. Sizden ödünç para isteyecekse, “Onun durumu iyi değil” diye düşünür. Belki size yapacağı bir destekle kendisinin hiçbir zararı olmayacaktır. Söz gelişi, kendisinin veya tanıdığının boşta bir evi vardır. Oraya taşınmanızı ister, kiradan kurtulursunuz. Pazarlayamadığı bir ürün vardır. “Al bunu, dilediğin zaman parasını ver” diyebilir.
Krizdeyseniz tüm yardımları kabul edin
Geçim sıkıntısını aşmak için bir başka formül, dinimizin yerleşmiş yardımlaşma usullerinden yararlanmaktır.
Kimimiz dinimizin yardımlaşma usullerine soğuk bakar; zekât, sadaka, kurban, fitre gibi yardımlara karşı müstağni davranır. Allah'ın kendisine helâl kıldığı bir yardımı reddeder, gider harama girer.
Kişinin, hiç kimseye muhtaç olmadan yaşaması en güzelidir. Ama sebebi ne olursa olsun, artık çıkılması zor bir yola girilmişse, geçici de olsa yanlış anladığımız istiğnamızı bir kenara bırakmak gerekir. Belki “Hazır yardımı reddedenler de mi var?” diye düşüneceksiniz. Maalesef var. Bu tür yardımları kabul etmek, sanki zül telâkki edilebiliyor. İnsanlar izzet ve itibarlarına aykırı görüyorlar.
Oysa bunu Rabbimiz helâl kılmış. Kur'an'da zekât verilmesi gereken sekiz gruptan üçü, “fakirler, miskinler ve borçlular"dır. Allah'ın helâl kıldığını, hangi izzet-i nefis, hangi itibar, hangi istiğna yasaklayabilir?
İstiğnayı yanlış uygulayıp borcunu kapatmak için zekât yerine faizle para alan insanlar olabiliyor. Sonuçta hem harama giriyor, hem de borcunu daha da arttırıyor.
Ele aldığımız dertlerden ağır geçim sıkıntısı için sıraladığımız formülleri burada bitiriyoruz.
Kim olursanız olun; ister işçi, memur, öğrenci, ister iş adamı, ev hanımı, emekli... Eğer ağır geçim sıkıntısına maruz kalmışsanız, sıraladığımız bu formülleri yerine getirin. Müthiş bir güç kazandığınızı, sorunun giderek küçüldüğünü göreceksiniz.
Zaten siz bu derece gayretli olursanız, size Allah da yardım eder, aileniz ve çevreniz de anlayışlı olur, siz de harika bir moral kazanırsınız.
Bir sonraki bölümde bir başka dev probleme, psikolojik problemlere gireceğiz. Sorun büyük ve acıklı. Ama harika çözümleri var.