Derdin şifresini çözmek ve mesajını algılamak

12/6/2008 · Kategori: DERTLERIMIZ VE AILEMIZ

Derdin şifresini çözmek ve mesajını algılamak

 

 

Bir Ramazan günü arkadaşlarımdan biriyle konuşuyordum. Ekonomik sıkıntılarından söz etti. Çok sıkıldığını ve dayanma gücünün kalmadığını anlattı. Bir yerde ağlamaya başladı ve “İntiharı bile düşündüm. Ama inancım kesinlikle izin vermediğinden yapamadım” dedi. Duyduğum cümlelere inanamadım. Şaşkınlıktan donakaldım. Namazını kılan, orucunu tutan, çevresinde birçok tanıdığı bulunan bir insan, iftara az bir zaman kala, gözyaşı döküyor ve intihardan bahsediyor. Farklı zamanlarda saatlerce konuştum. Birlikte sözlü ve fiilî çözümler ürettik.

Bu durumda o kadar çok insan tanıdım ki, bu tür insanların iş ve geçim sorununu çözmeden yuvalarında mutlu ve üretici bir insan olmaları mümkün değil. Burada problemin çözümü üzerinde durmadan önce bazı temel kriterlerden bahsetmekte yarar var.

Ailevî problemlerimizi çözmek ve dertlerden kurtulmak için en temel inancımız ve dayanağımız şu olmalıdır:

Dünya bir imtihan yeridir. Dünya hayatı gelip geçicidir. Belki pek az insanda olan veya sadece bize özgü bir problemin cenderesinde bulunabiliriz. Hangi çareye başvurduksa olumsuzlukla sonuçlanıp, ne yapacağımızı şaşırdığımız günler olabilir. “Ey şaşkınların yol göstericisi olan Allah'ım! Ne yapacağımı şaşırdım, bir yol göster, bir çıkış ver” diye feryat ettiğimiz anlarımız vardır. Kendimizi dünyanın en bedbaht ve en dertli insanı kabul edip, artık denenmedik hiçbir yolun kalmadığını sanarak müthiş bir kötümserliğe düşebiliriz.

 

İmtihan sırrı

Böyle durumlarda şu şaşmaz kriterleri hiç aklımızdan çıkarmamalıyız:

Öncelikle bizi Yaratan, her hâlimizi görüyor ve biliyor. Dünyada gördüğümüz her şeye binler hikmet takan ve bizim bilmediğimiz sonsuz gerçekleri bilen Rabbimiz, içinde bulunduğumuz ağır imtihanla birçok hikmetleri hedefliyor.

Unutmayın: Musibetin imtihan için verildiği ve imtihanın hangi sırları hedeflediği bilindiği gün imtihan biter veya çok hafifler. Çünkü Rabbimizin maksadı, bize acı vermek değildir. Sonsuz şefkat sahibi bize acı çektirmekten zevk-i mukaddes duyuyor değildir. Derdimizin bize kazandıracağı muhteşem kazançlar vardır. Dertlerin dış görünüşü gerçekten çirkin ve üzüntü vericidir. Ancak iç yüzü inanılmaz zevk ve lezzetleri barındırmaktadır. Söz gelişi, açlık acısıyla kıvranmak kötüdür. Ancak oruç imtihanının hikmetini bildiğimiz için aç iken tokluktan ziyade lezzet alırız. Çünkü imtihanın sırrını biliyoruz.

 

Dertlerin esrarı

Acaba dertlerimiz için şikâyet ve isyandan önce onun imtihan yönündeki esrarını çözmek için kafa yoramaz mıyız? Her derdin bir dili vardır. Bize bir şey söylemek ister. Öncelikle onun şifresini çözmeye çalışmamız gerekir. Şayet çözemezsek, o bize eskisinden daha gür bir sesle haykırmaya devam edecektir.

Bu şifreyi çözmek için şu soruları sormalıyız:

1- Bu acıyı çekmemde kişisel sorumluluğum nedir? Hangi hataları yaparak buna müstehak oldum? Meselâ, Rabbime karşı hata ve günahlarım nelerdir? Ayrıca bu derde giriftar olmamda ne gibi maddî hatalar yaptım? Allah'a karşı ibadetlerinde ihmalkâr olan bir kimsenin, “Ya Rabbi, beni bu acılardan kurtar” diye dua etmeye hakkı var mıdır?

2- Bu derdi vermekle Rabbimin iletmek istediği mesaj nedir? Bu derdin diliyle bana ne demek istiyor? Allah, şükrünü ihmal ettiğimiz veya gereği gibi değerlendiremediğimiz bir nimeti hatırlatmak isteyebilir.

3- Bu derdi kendim için avantaj hâline getirebilir miyim? Meselâ, böylece dertlilerin durumunu daha iyi anlar ve onlara yardımcı olmak için çırpınabilirim. Bir kişinin derdiyle dertlenip onu acıdan kurtarmanın zevki, acısız huzurlu bir hayat yaşamanın zevkinden kat kat fazladır.

4- Dertlerimiz, Allah'ı daha iyi tanımamıza yarayabilir mi? Acı ve ıztırapla biz marifetullahta, muhabbetullahta mesafe kat edebilir, Allah'a ait isim, sıfat ve şuunatın sırlarına vakıf olabiliriz.  Dünya hayatındaki zevklerin gelip geçici olduğunu, asıl mutluluğun ve sonsuz lezzetin ahirette bulunduğunu kavrayıp, Rabbimize daha içten ve daha candan dua edebiliriz.

5- Benim dertlerimin daha şiddetlilerine başta peygamberler olmak üzere Allah'ın en sevgili kulları muhatap olmuşlar. Onlar nasıl davranmış? Rabbimiz, en sevdiklerine en şiddetli dertleri vermişse, dertlerin görünen yüzünden başka harika hikmetleri ve güzellikleri olmalı. Bunlar nelerdir?

Öncelikle bir köşeye çekilip bu beş temel soruyu cevaplandırmamız gerekir. Hatta bunlara kendimiz de birkaç soru ekleyebiliriz. Bunları cevapladığımızda göreceğiz ki, dert, sandığımız kadar dehşetli ve çözümsüz değildir.

 

Siz muhteşem bir güçsünüz

Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir gerçek var: Biz, var olan dertlerimizin hikmetleri üzerinde düşünür, Allah'a isyan etmeyip sabırla çözmeye çalışırız. Yoksa dertlerin bu kadar hikmeti var diye onların oluşmasını veya devamını istemeyiz. Meselâ, hasta isek onun sayısız hikmetlerini düşünür, kurtulmaya çalışırız. Ancak hasta olmak için kendimize mikrop şırınga ettirmeyiz. Bunlar, iki farklı uygulamadır. Bu açıdan dertlerin hikmetini anlatırken, “Aman dertler ne kadar cici şeyler. Hiç ağzınızı açmayın, çözmeye çalışmayın, güzel güzel çekmeye devam edin” demek istemiyoruz.

Dediğimiz şu:

Derdin şifresini çözelim. İmtihanın esrarına vakıf olalım. Sabredelim, isyan etmeyelim. Allah'ı insanlara değil, Yakub (a.s.) gibi derdi Allah'a şikâyet edelim. Derdimize odaklanıp, onu büyük ve çözümsüz görüp, gücümüzü yitirmeyelim. Bediüzzaman'ın dediği gibi, derdi vereni bulup, belâ yüzünde gülelim ki o da gülüp küçülsün. Eyyûb (a.s.) gibi, “Ya Rabbi, zarar bana dokundu” diyelim. Yoksa, kendisini derde mahkûm görüp sorunlara odaklanmak, insanı kötümser, çekingen, girişimsiz, korkak ve beceriksiz yapar.

Gücünüzü ve cesaretinizi toplayın. Siz insansınız. Her insan muhteşem bir güçtür. Her derdin çözümü vardır. Ayağa kalkın, silkinin, kükreyin. Allah, her insana harika bir enerji vermiştir. En muhteşem güç, sizin bizzat kendinizde kotlanmıştır.

Ailemizi huzursuz eden dertler

12/6/2008 · Kategori: DERTLERIMIZ VE AILEMIZ

Ailemizi huzursuz eden dertler

 

Problemsiz bir hayat düşünmek elbette hayal. Herkesin büyük küçük mutlaka birkaç problemi vardır. Ancak bizim üzerinde durduğumuz, ailevî geçimsizlikler ve aileyi etkileyen çözümü zor olan büyük dertler. Kişinin bütün hayatını esir alan, aklından hiç çıkmayan, onu mutsuz eden, idealleri için çalışmasını engelleyen dev problemler. Bunları birkaç grupta toplayabiliriz.

1- Ailevî problemler:

Eşler arasında problemin yaşanmadığı bir örnek dünyada yoktur ve hiç gelmemiştir. Kolay aşılabilir problemlerin üzerinde durmuyoruz. Bazen eşler arasındaki problemler çekilmez olur. Yıllarca süren tartışmalar, kaprisler, huzursuzluklar hayatın bir parçasıdır sanki. Günlük hayatınızın her safhasında izleri görünür ve başarınızı engeller. Birisi, çektiği sıkıntıyı anlatmak için, “Eve gitmeye korkuyorum. Herkes evine sevinçle gider. Ben hiç gitmek istemiyorum” demişti. Bazen sorun, boşanmaya kadar gidebilir. Yakın çevrenizde, artık her çözüme başvurduklarını ve tek çarenin ayrılmak olduğuna inanan bir sürü insan vardır. En büyük hata da, tarafların ayrılmaktan başka bir çözüm olmadığına kendilerini inandırmalarıdır.

Ne yazık ki ailevî problem yaşayanlar sanıldığından daha çok. Üstelik sadece evliliğin ilk yıllarıyla da sınırlı değildir. Siz hiç evliliğin onuncu, hatta yirminci yılında boşanmayı düşünen çiftler duydunuz mu? O bir tarafa, evliliğinin bir döneminde, “Yoksa yanlış kişiyle mi evlendim? Ne yapsam, boşansam mı?” diye düşünen insanların oranının yüzde 70'leri bulduğunu biliyor musunuz?

Ve pek azımızın bilmediği asıl gerçek şu: Merak etmeyin! Yanlış kimseyle evlenmediniz. Üstelik kavga ve boşanmanın dışında müthiş formüller var.

Bir de aile huzurunu olumsuz etkileyen çok önemli ve büyük problemlerle karşı karşıyayız. Geçim sıkıntısı, psikolojik rahatsızlıklar, uzun süren hastalıklar, ailedeki fertlerin yetenek problemlerini; “aile sorunları"ndan ayrı düşünemeyiz.

 

2- Geçim sıkıntısı:

Hemen herkes parasal problemler yaşamıştır. Ama söz konusu ettiğimiz, hayatımızın bir döneminde var olup geçen veya ara sıra karşılaşıp kolayca çözdüğümüz geçim sıkıntıları değildir. Biz, kronikleşen ve yıllarca bizim ayrılmaz bir parçamız olarak elimizi kolumuzu bağlayan ağır geçim sıkıntısını kast ediyoruz. Bunları, peş peşe girişilip hep başarısızlıkla sonuçlanan iş kurma çabaları, uzun süren işsizlikler, büyük iflâslar, ağır borç yükleri, icra, haciz ve hapse kadar uzanan problemler olarak özetleyebiliriz.

Bu problemlerin olumsuz etkilediği bir aile yuvasında huzur ve mutluluktan söz edebilir misiniz?

 

3- Psikolojik problemler:

Aslında hastalıklar bölümüne bunu da ekleyebilirdik. Ancak bunların yapısı değişik ve birçok derdi de beslediği için farklı ele almak gerekir. Üstelik psikolojik dertlerin oranı, diğerlerinden çok daha fazla. Ülkemiz insanlarının yüzde 60'ının psikolojik problemi var. Bunların yüzde 20’sinin ciddi tedaviye ihtiyacı var ve pek azı doğru tedavi görüyor.

Ezici bir çoğunluk, psikolojik derdi olduğuna bile inanmıyor. İnananların büyük bir bölümü, tedaviyi önemsemiyor. Hatta çözümü için şahsî gayret de göstermiyor. Atalarımız, “Ölüsü olan bir gün, hastası olan her gün ağlar” demiş. Kendisi, eşi veya aile ferdi psikiyatrik problem taşıyan bir kimse de her gün huzursuz oluyor. Ailede mutluluktan eser kalmıyor. Bazen gök kubbe başına göçüyor, her şeyin bittiğini sanıyor, umutsuzluğa kapılıyor. Oysa hiçbir zaman her şey bitmez. Her zaman bir çözüm mutlaka vardır. Ve belki de yanı başımızdadır. Hatta içimizdedir.

Kaçımız farkındayız bunun?

 

4- Kişilik ve yetenek problemleri:

Fiziksel veya psikolojik olmayan, ancak ferdin elini kolunu bağlayan problemlerdir bunlar. Kendisini beceriksiz ve yeteneksiz görme, idealsizlik, başarısızlığına kendini inandırma, girişimsizlik, korku, çekingenlik, içe kapanıklık, engellere teslim olma, kötümserlik, isteksizlik, sürekli üzüntülü ve mutsuz görünme, kendine güvenememe, ümitsizlik gibi birçok alt başlıktan oluşan bu berbat problemin adı bile rahatsız edicidir.

Eğer aynı çatıyı paylaştığımız eşimiz veya çocuklarımız, hatta kendimiz böyle bir problem taşıyorsak, başarılı olmamız çok zordur. Sonuçta ailede mutsuzluk kaçınılmazdır.

Oysa bu problemlerin de mutlaka bir çözümü vardır. Hem de sanıldığından çok kolay ve kalıcıdır. Ancak böyle kimseler, kendilerini mutsuzluğa ve başarısızlığa mahkûm zannederler.

Halbuki, mutluluk ve başarı, ellerini uzatsalar tutabilecekleri kadar yakındır.

 

5- Ağır veya sürekli hastalıklar:

Eğer tedavisi zor ve uzun süren bir hastalığa yakalanmışsanız, kesinlikle aile huzurunuzu etkiler. Hastalığın problem olması için ille de kendimizde olması gerekmez. Anne, baba, eş, çocuk, kardeş gibi en yakınımızdaki insanların ağır veya sürekli hasta olmaları bizim hayatımızı etkileyen önemli dertlerdendir. Hatta bazen insanlar, onların derdine kendi hastalığından daha fazla üzülür. Hastalığın çaresi varsa ve maddî külfetini de karşılayabiliyorsak mesele fazla büyük değil. Ancak bunlardan birinden biri eksikse, ortada ciddi bir sorun vardır. Tedavi maliyetinin yüksek ve sürekli olması, aynı zamanda geçim sıkıntısını da beraberinde getirebilir. Bu da eğer tedbir almazsak, aile mutluluğunu sarsabilir.

 

6- Bu dertlerin birkaçının veya tümünün aynı anda bulunması:

İşte asıl dert bu. Eğer birbirini etkileyen ve hatta besleyen birkaç dert bir anda geliyorsa, asıl acı ve ıztırap budur. Böyle kimselere Rabbim ve herkes yardım etsin. Ancak biz tüm dertlere karşı savaş açtığımız için tek tek veya toptan da gelse tümünün çözülebileceğine inanıyoruz. Bu yüzden umutsuz değiliz. Hem çözemesek bile, ondaki hikmeti anlamak, sabretmek, neticesindeki büyük sevabı düşünmek, mutlaka acımızı hafifletir; binden bire indirir.

 

 

« Önceki ::

Genel