Ailemiz hayal ülkesinde değil
12/6/2008 · Kategori: DERTLERİMİZ VE AİLEMİZ
Ailemiz hayal ülkesinde değil
Yıllar önce birisiyle sohbet ederken, söz şahsî problemlerden açılmıştı. Kimi sıkıntılardan söz etmiş, sonunda, “Hiç kimseye imrenmiyorum; çünkü herkesin bir derdi var” demiştim. Bu söz çok hoşuna gitmişti. “Hiç kimseye imrenmemek"; “kadere rızanın, sabrın, tevekkülün, hâline kanaat etmenin” ifadesiydi.
Gerçekten hiç kimseye imrenmiyor muydum? Çok çok önceleri imreniyordum aslında. Hani, “Keşke şunun gibi olsam...” ya da “Keşke imkânlarım şöyle olsa...” der ya insan... O türden hayıflanmalar, imrenmeler, özenmeler ve özlemler hangimizin hayatında yoktu ki... Ama bir yerde, “keşke"yle başlayan cümlelerin altında, “kanaatsizlik, kadere itiraz, hırs, sabırsızlık, tevekkülsüzlük ve şükürsüzlük” olduğunu yaşayarak gördüm. Hele dışarıdan dertsiz ve mutlu görünen nice kimselerin dertler girdabında inim inim inlediğini öğrenince “imrenme"nin ne kadar anlamsız ve gereksiz olduğunu çok iyi anladım.
Evet, herkesin kendine yeter bir derdi vardı ve herkes çözüm arayışındaydı.
Ya param olsaydı...
Bir gün ziyaretime gelen yaşı benden büyük bir dostumla sohbet etmiştik. Tam gideceği sırada, “Varsa biraz harçlık verebilir misin?” dedi. Aksilik, o anda bende de yoktu. Sohbetimizin konusu da diğergamlık, vefa, yardımlaşma üzerineydi. Şimdi M. Akif'i anmanın tam zamanıydı. Ne yapsaydım? Onun gibi, “Ya param olsaydı, ya hamiyetsiz olsaydım” mı deseydim? Aklıma bir fikir geldi. “Eğer fazla bir miktarsa imkânım yok. Ama yol parası gibi bir şey içinse bir milyon küsur lira vereyim” dedim. “Olabilir” dedi. Müthiş bir ekonomik sıkıntı içinde olduğunu biliyordum. Piyasanın bozukluğu, rast gitmeyen işler, başarısızlıkla veya aksilikle sonuçlanan bir dizi teşebbüs... Yol parasını halletmişti. O anda iç dünyasını bilemezdim. Ama tahmin edebiliyordum. Kim bilir, evinin bir ihtiyacını alması gerekiyordu. Belki eşi veya çocuğu önemli bir ihtiyacını almasını istemişti. Kaç kez ertelemiş, belki bugün hallederim diye ummuştu. Ama yanılmıştı. Bugün de eve eli boş gidecekti.
Bir o muydu geçim sıkıntısı çeken? Bu ülkede nüfusun yüzde 80'i evde kendisine verilen siparişleri yerine getiremiyordu. Lüks ihtiyaçlar neyse... Ya zarurî ihtiyaçlar? Söz gelişi, üst üste evinin kirasını ödeyemediği için akşam posta kutusunda bir ihtarnameyle karşılaşan az insan mı var sanıyorsunuz? Bir sağlık problemini sürekli erteleyip tedavisi zor, belki imkânsız hallere düşen insanımız az mıdır?

