Eşinizin anne babasına ve akrabalarına saygı gösterin

Eşinizin anne babasına ve akrabalarına saygı gösterin

 

 

Eşlerin anne babası ve akrabalarıyla sağlıklı ilişkilerin kurulamaması, evlilikleri sarsıyor. Tek taraflı veya karşılıklı olumsuz davranışlar, mutluluk adına ne varsa alıp götürüyor.

Bazen eşlerden birisi veya ikisi ömrünü gözyaşıyla geçirmeye mahkûm oluyor, bazen de akrabalarla iyi geçinememek boşanmayla sonuçlanıyor.

Bir radyo programında iken arayan bir hanım dinleyicim, kocasından bir yıldır ayrı yaşadığını, boşanmak için mahkemeye başvurduklarını söylüyordu. Sesini zor duyuyordum. İç dünyasındaki acılar sesine aksetmişti. Çekingen, bitkin ve mutsuzdu.

“Eşinizi seviyor musunuz?” dedim.

“Evet, ayrılmayı hiç istemiyorum” cevabını verdi.

“Peki, eşiniz ayrılmak istiyor mu?”

“Hayır, o da istemiyor.”

Şaşırmıştım. İkisi de ayrılmak istemiyordu da, boşanma davasını kim açmıştı?

“Kocam açtı” dedi. “Ama istemiyerek. Çünkü, biz annesiyle birlikte kalıyorduk. Haydi annesi neyse, bir de bekâr kız kardeşi var. Biz iyi geçiniyoruz kocamla, ama onlar aramızı açıyorlar.”

Benzerlerine çok sık rastladığımız tipik bir gelin kaynana ve gelin görümce anlaşmazlığıydı bu.

“Radyoyu dinlerken birden umutlandım. Belki bir çözüm bulunur, diye sizi aradım” dedi.

“Eğer siz ve eşiniz istemiyorsa, sizi dünyada ayıracak bir güç göremiyorum” cevabını verdim.

Programdan sonra kendisiyle ve eşiyle telefonla görüştüm. Sorun, aşılabilecek cinstendi.

 

Erkek arada kalıyor

Erkek, annesini ve kardeşini üzmemek için çırpınıyor ve eşinden anlayış bekliyordu.

Hanım, kocasının kendisine haksızlık yaptığını düşünüyor ve ezilmesine göz yumduğuna inanıyordu.

Annesi ve kardeşi, gelinin aralarını açtığını sanıyor, boşanmayla mutsuzluğun sona ereceğini umuyorlardı.

Tabiî, tüm gelin kaynana anlaşmazlıklarında olduğu gibi, erkek arada kalmış, ne yapacağını şaşırmıştı.

Annesi haklı bile olsa, eşini buna inandıramazdı.

Eşinin haklı olduğu durumlarda onu desteklese, annesi tarafından suçlanmaktan kurtulamazdı.

Çünkü herkes hatasız olduğuna inanıyor, nefsine toz kondurmuyordu.

Erkek, hakperest bile olsa yaranamazdı. Çünkü, annesinin gözünde, “hayırsız evlât”, eşinin yanında “vefasız koca”, kardeşine göre de, “insafsız ağabey”di.

Evet, hep aynı hikâyedir asırlardır yaşanan.

Annesinin penceresinden bakınca, oğlan çok iyidir, ama evlenince değişmiştir. Kadın onu avucunun içine almış, ne derse yapar hâle getirmiştir.

Hanıma göre, kocası çok iyidir; ama hep annesinin tarafını tutmakta, ona haksızlık yapmaktadır.

Erkeğe göre, evlenince değişen sadece kendisi değil; annesi de değişmiş, onu kıskanmaya başlamıştır.

Eşlerin anne baba ve akrabalarıyla olan sorunları bunlarla sınırlı değildir.

Bazı evliliklerde, erkek, eşinin anne ve babasıyla hiç görüşmemekte, gelmelerini istememekte, hatta hanımını da anne babasına göndermemektedir.

Bazen erkek, eşinin tüm akrabalarıyla ilişkisini kesmekte, geliş gidişi yasaklamaktadır.

Bazen de kadın, erkeğin bütün akrabalarına savaş açmakta, gelip gitmeyi reddetmekte, hatta kocasının bile gelip gitmesine karşı çıkmaktadır.

 

Ön yargılar sizi yanıltır

Konu o kadar geniş ve çok yönlüdür ki, hakkında birkaç kitap yazılabilir. Biz burada ana hatlarıyla ele alıp, olumlu bir bakış açısı sunmaya çalışacağız.

Eşlerin anne babası ve akrabalarıyla sağlıklı ilişkilerin kurulamaması, evlilikleri sarsıyor. Tek taraflı veya karşılıklı olumsuz davranışlar, mutluluk adına ne varsa alıp götürüyor.

Bazen eşlerden birisi veya ikisi ömrünü gözyaşıyla geçirmeye mahkûm oluyor, bazen de akrabalarla iyi geçinememek boşanmayla sonuçlanıyor.

Öncelikle toptancı yaklaşımlardan kesinlikle kaçınmalısınız.

Bundan kastımız şudur:

“Bütün kaynanalar kötüdür” veya “Bütün gelinler iyidir” yaklaşımı veya bunun tam tersi bir anlayış yanlıştır.

Ne var ki, eşlerin akrabaları hakkında bu tür ön yargılarımız var.

Eşlerin her biri, kendi anne babasına ve akrabasına daha saygılı, daha hoşgörülü davranıyor; ancak eşinin akrabalarına karşı hoşgörüsüz, tahammülsüz, sorgulayıcı, eleştirici ve suçlayıcı bir anlayış sergiliyor.

Elbette bunlar sorunları olan aileler için geçerli. Yoksa kayın pederi ve kayın validesiyle çok iyi geçinen, tıpkı öz anne babası gibi ilişkilerini sıcak ve sağlıklı tutan evliler var.

Konumuz, bunu sağlayamayan ve aralarında problem bulunan aileler. Maalesef bu konuda o kadar çok sık problem çıkıyor ki, ailede huzur kalmadığı gibi, ayrılık bile gerçekleşebiliyor.

Bu konuda yaptığımız tesbiti her zaman hatırlamalısınız. Kesinlikle ön yargılı olmamalı, eşinizin akrabalarına da en azından birer “insan” olarak davranmalısınız.

Ancak ön yargılı, suçlayıcı ve eleştirel davranışlar her tarafta var.

Söz gelişi, erkek için kendi annesi “dünyanın en iyi annesi” iken, hanım için kendi annesi “eşi benzeri olmayan insan” konumunda. Ancak bu annenin gelinine göre, “ondan kötüsü yok.”

 

Herkesin yaratılışı güzeldir

Nasıl oluyor, aynı insan birine göre, “en iyi”, diğerine göre “en kötü?”

Böyle bir değerlendirmenin doğru ve hakperestçe olduğunu düşünebilir misiniz?

Oysa insanlara karşı daima iyi niyetli, hoşgörülü, saygılı, nazik, samimî ve hüsn-ü zan ederek davranmalısınız.

Dikkat edin, “insanlara karşı” diyorum. Aslında tüm canlılara, hayvanlara, bitkilere, hatta eşyalara karşı böyle olmalısınız. Ama konumuz “insan” olduğu için çerçeveyi daraltıyorum.

Neden tüm insanlara karşı iyi davranacaksınız? Çünkü, bütün insanların özünde, yaratılışında iyilik, güzellik vardır. Rabbimiz insanları, “başkasına zarar vermekten lezzet alan yırtıcı canavarlar” olarak yaratmamıştır. Herkesin özü ve yaratılışı, güzeldir, iyidir, hoştur.

Ama yanlış eğitim, yanlış yönlendirme, yanlış yaklaşım, o insanların kötüyü tercih etmeleriyle de birleşince insanlar “kötü” olur.

İnsan yüz kapılı bir saray gibidir ve 99 kapısı kapalı bile olsa, açık olan bir kapısından girilip, onun iyi bir insan olması sağlanabilir.

Bunun örnekleri, insanlık ve Müslümanlık tarihinde binlercedir, belki milyonlarcadır.

Biz en azından bu düşünceyle hareket etmeliyiz.

Tüm insanlara iyi davranmalı isek, neden kendi eşimize, onun anne babasına, akrabasına ön yargılı davranalım?

Bizi yanıltan, insanları kendi açımızdan değerlendirip, onu kötü sanmamızdır. Çünkü, sadece bize bakan basit hatalarına odaklaşıyoruz ve iyi yönlerini görmüyoruz.

 

Büyüklerin iyi yönlerine bakın

Her erkek ve kadın, kendi kayın validesi, kayın pederi ve diğer akrabalarını objektif bir şekilde değerlendirse, onların ne kadar çok iyi yönleri olduğunu görecektir.

Bir gün yeni evli bir kadın, eşinden ve akrabalarından şikâyet etti.

“Demek onlar sık sık hırsızlık yapıyorlar” dedim.

“Hayır, öyle bir şey yok” dedi.

“Öyleyse, içki içip seni dövüyorlar.”

“Yok canım, hiç içki içmezler.”

“Fırsat buldukça sana iftira atıyor, hakaret ediyorlar.”

“Asla böyle bir şey yapmıyorlar.”

Baktım hâlâ ne demek istediğimi anlamış görünmüyor. Ben tahminlerimi sıralamaya devam ettim. Bir insanın kötü olabilmesi için akla gelebilecek ihtimalleri sıraladım.

“O halde eşiniz geceleri geç geliyor, hatta bazen hiç uğramıyor, başkalarıyla ilişkileri var.”

“Nereden çıkarıyorsunuz tüm bunları? Hiç böyle bir şey yok.”

Hemen asıl söylemek istediğimi açıkladım:

“Ne bileyim, siz onları dünyanın en kötü insanları; kendinizi de en mutsuz insan olarak tanıtınca aklıma bunlar geldi. Peki nedir onların kötü tarafları?”

Saymaya başladı. Hepsi de az bir gayretle çözülebilecek basit hatalardı. Kim bilir, suçladığı insanlara sorsanız, onlar da kendisi hakkındaki şikâyetleri sayıp dökeceklerdi.

Oysa herkes kendine baksa, davranışlarının birlikte yaşadığı insanları rahatsız etmeyecek şekilde olmasını sağlasa, sorunlar kolayca çözülecek.

 

Kendinize hayran bırakabilirsiniz

Yanlış anlamayın! Sorunları küçümsemiyorum. Kaynanasından ağır bir lâf işiten gelinin dünyasının nasıl yıkıldığını ya da gelininden beklediği saygıyı göremeyen bir kayın validenin nasıl hayal kırıklığına uğradığını, hele bunlar arasında kalan kocanın yaşamaktan zevk alamaz hâle geldiğini çok iyi biliyorum.

Ancak birbirimizi sevmeye, saymaya, hoş görmeye ve anlamaya çalışalım.

Yukarıda kötü bir insanın özellikleri olarak saydığım davranışların tümünü veya bir kısmını sergileyen bir insanla bile birlikte olsanız, kesinlikle inanıyorum ki, onu düzeltebilecek bir şeyler mutlaka yapabilirsiniz. Her şeyin bir yolu, bir formülü vardır.

Siz insanla muhatapsınız. Karşınızdaki taş değil, demir değil; akıl, kalp ve duygu taşıyan insandır. Eğer usûlünü bilirseniz, nefret ettiğiniz bir insanı sevmeye başlarsınız. Sizi sevmediğini sandığınız bir insanı, kendinize hayran bırakabilirsiniz.

Bunun için öncelikle içinizdeki ön yargıları yıkın.

İster beraber kalıyor olun, ister ayrı oturun; eşinizin anne babasına ve akrabalarına karşı saygı, sevgi ve merhamet gösterin.

Hoşlanmadığınız yönlerine değil, iyi taraflarına odaklanın.

 

Dedikodu mutluluğu yok eder

Dedikodu yapmayın ve dedikodulara kulağınızı tıkayın. İster istemez kulağınıza dedikodu gelse bile, doğru olmadığını düşünün. Çünkü dedikodu iyi bir şey olsaydı ve size bir faydası dokunsaydı, Allah onu yasaklamazdı.

Yanlış anlamayın, dedikodu mutlaka yalan ve iftira demek değildir. Size aktarılan söz, doğru dahi olsa, eğer söyleyen kişi sizin duymanızı istemiyorsa, duymanızdan rahatsızsa bunun adı “dedikodu”dur.

Hiç kimse, birisinin sözünü, “tam, eksiksiz, yorumsuz, ilâvesiz, hakkıyla” aktaramaz. Dolayısıyla, söylediği iddia edilen zatın söylediklerinden çok farklı, bambaşka bir şey ortaya çıkar. Bu da insanların arasını açar.

Şayet aktarılan söz tıpatıp aynıysa, hatta gizlice bir teybe aktarılsa ve dinletilse bile, yine dedikodudur, yine yanlıştır, yine haramdır, yine insanları birbirine düşürür.

Eşinizin akrabalarını eleştirmenizin, onları başkalarına kötülemenizin size ve sizin mutluluğunuza ne faydası olacak?

Gıybet, dedikodu, sûizan etmek, kusurları araştırmak, herkese yasak da size mi serbest?

Eşinizin akrabaları, “Mü’minler ancak kardeştirler” hükmünün dışında mı?

Eşinizin anne babası da mü’min olduğuna göre, mü’min kardeşinize göstermeniz gereken bütün tavır ve davranışları, onlar da hak etmiyorlar mı?

Hem de fazlasını hak ediyorlar. Öncelikle onlar sizin akrabanız. Herhangi bir insan bile olsa, onlara yardım etmekten büyük mutluluk duyarsınız. Oysa eşinizin akrabaları, en önce yardımcı olmanız gereken insanlar değil mi?

Kur’an’da ve hadislerde, akrabalarla ilişkileri kesenlerin nasıl bir azapla tehdit edildiklerini düşünün.

Niçin Kur’an bu konuda bu derece ısrar ediyor?

Çünkü, iyi ve kötü günde sizinle beraber olan öncelikle akrabalarınızdır. En iyi dostunuz, belki de en kötü akrabanız kadar size yardımcı olamaz. Tabiî akrabalık ilişkilerini yanlış davranışlarla yıkmamışsanız...

Ayrıca Rabbimiz, dedikodu, sûizan ve başka arızaların akraba ilişkilerini yıkacağını bildiği için akrabayla küsüşmeyi şiddetle reddediyor.

 

Şeytanı değil, meleği örnek alın

Siz kayın peder ve kayın valideniz için iyilik yapar, onlarla sağlıklı ilişkiler kurarsanız, eşinizi de mutlu edersiniz.

Onların kötülüklerini yüzüne vurmayın. Siz istediklerinin fazlasını verin. Bakın onlar da sizin için nasıl iyi duygular besleyecek, yardımcı olmak için çırpınacaklar. Onlar kusur arasa da, siz aramayın. Onlar kötü söz kullansa bile, siz kullanmayın.

Sizler, ısrarla şeytanı değil, meleği örnek alın. Melek gibi temiz ve güzel ahlâklı olun. Ne kaybedersiniz?

Şikâyetçi olan bir kadın, “Onlar için her şeyi yaptım. Kulu kölesi oldum. Ama yine memnun edemedim. Beni boşatmak istiyorlar” diyordu.

Eğer doğru söylüyorsa, onu istemeyenlerin aptal olması gerekir. Çünkü onlar için her şeyi yapmış! Mutlaka yalan söylüyor, demiyorum. Ama herkes olaylara sadece kendi açısından yaklaşıyor.

Bir başka kadın, kocasının akrabalarından o kadar şikâyette bulundu ki, ben tüm akrabalarıyla birlikte kalıyorlar sandım.

“Kaynananızla birlikte mi kalıyorsunuz?” diye sordum.

“Hayır, sadece eşimle birlikte kalıyoruz” dedi.

“Peki, evleri çok mu yakın?” dedim.

“Hayır, onlar başka şehirde oturuyorlar.”

“O halde çok yakın oturdukları şehir. Sık sık gelip sizi rahatsız ediyorlar.”

“Pek yakın sayılmaz, çok sık da gelmiyorlar. Ama kocamı benden soğutmaya çalışıyorlar.”

Anlayamamıştım. Birlikte oturmayan, sık sık gelip gitmeyen “eş akrabaları”, nasıl olurdu da, onu ayırmaya, eşinden soğutmaya çalışırlardı?

Hem bin bir güçlükle düğün yapan, masraf eden bir anne baba, neden bu aileyi bir anda yıkmayı düşünürdü?

 

Gereksiz korku ve zan yanıltır

Hayır! Ortada şiddetli bir evham, gereksiz korku, zanlara göre hareket vardı. Kocasını, onun başına konan tüyden bile kıskanan bir hanımın psikolojik yapısıydı bu. Hanım yanılıyordu ve bunu tedavi etmek için kendisi ve eşi bir şeyler yapmalıydı.

Bunun için erkek, eşini hiç ihmal etmemeli ve eşinin, “Ben önemsizim, değersizim, kıymetimi bilmiyor, benimle ilgilenmiyor” düşüncesine kapılmasını önlemelidir.

İhmal edildiğini, önemsenmediğini, sevilmediğini zanneden, evet öyle olmasa bile “öyle” düşünen kadın, eşini ve akrabalarını yanlış değerlendirir, insafsızca suçlar, acımasızca eleştirir.

Bu durumda erkeğe tavsiyemiz: Eşini iyi anlaması, duygularına göre davranmasıdır. Neden anlamak istemiyorsunuz, siz bir kadınla evlisiniz. Kadın duygusaldır, çocuksudur, çabuk sevinir, çabuk kırılır, cıvıl cıvıldır. Sizin gibi ciddi, olgun, sert görünüşlü olamaz. Bunun için kadına “cins-i lâtif” denmiş. Yani, güzel, hoş, tatlı, duygusal cins. Madem yuva kurdunuz, onun bu özelliklerine uygun hareket edeceksiniz.

Hiç kimsenin, ne anadan, ne yardan, ne de serden geçmesini tavsiye etmiyorum. Hepiniz, mutlu ve huzurlu olabilirsiniz.

Eğer kayın peder ve kayın validenin hataları varsa, bunu gelinin söylemesi iyi bir sonuç doğurmaz. Çünkü onlar büyük olduklarından kırılabilir, alınabilirler. Uyarmak gerekiyorsa, bunu erkeğin yapması gerekir. Hatta bazen onu bile yanlış anlayabilirler. Böyle bir durumda, olayın farkında olan ve anne babanın sevip saydığı bir kimsenin devreye girmesi gerekir. Ancak bunu yaparken kesinlikle karı kocayla haberliymiş izlenimi verilmemelidir. Sonuçta düzelme olmasa bile, üzerine gitmek yanlıştır. Onu zamana bırakmak ve sabretmek gerekir.

 

Kadın kocasına saygıyla yükümlüdür

Eşlerin akrabalarıyla olan ilişkileri hakkında yanlış bilgiler var. Hangi kuralın nerede ve kimin için geçerli olduğunu bilmiyoruz.

Söz gelişi, “Gelin kocasının anne ve babasına hizmet etmek, saygı göstermek zorunda değil” sözü çok yanlış anlaşılıyor. Buradaki zorunluluk, “hukukî” zorunluluktur; yoksa dinî ve vicdanî zorunluluk değildir. Kadın, kocasına itaat etmek, isteklerini yapmakla yükümlüdür

Öncelikle, “Bizim küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı duymayan bizden değildir” şeklinde hadis var. Bırakın eşinizin anne ve babasını, hiç tanımadığınız bir Müslüman büyüğünüze bile yardımcı olmak zorundasınız.

“Bir kimse, kendisi için istediğini mü’min kardeşi için de istemedikçe, tam iman etmiş olmaz”, “Size yapılmasını istemediğiniz bir şeyi, mü’min kardeşinize de yapmayın”, “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”, “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların selâmette olduğu kimsedir” gibi sayısız hadisi hepiniz bilirsiniz.

Acaba bunlar içinde, “Ancak eşinizin anne babası ve akrabaları hariç” diye bir hüküm var mı?

Yok! Aksine, hiç tanımadığınız bir Müslüman için geçerli olan kurallar, eşinizin anne babası için çok daha geçerli ve önemlidir.

Hem erkek olsun kadın olsun, eşinizi memnun etmek zorundasınız. Karşılıklı olarak birbirinizi memnun edeceksiniz ki, hakkınızı birbirinize helâl edebilesiniz.

Acaba hangi kadın, kendi anne ve babasına hürmet etmeyen bir erkeğe hakkını helâl edebilir?

Hangi erkek, kendi anne ve babasına saygı göstermeyen bir hanımdan memnun olabilir?

Her şeye rağmen helâllik alsanız bile, size karşı kalbi kırgın ve buruk olacaktır. Eşinizi mutlu etmek istemez misiniz?

 

Yaşlılara hizmet belâları def eder

İster erkek olun, ister kadın; eşinizin anne babasından birisine veya her ikisine bakmak gibi kutsal bir görevle karşı karşıya kalabilirsiniz.

Biliniz ki, onlar evinizin bereketi, belâların def’ sebebi ve ahirette şefaatçilerinizdir. Onlara sabırla, şefkat ve sevgiyle yardımcı olunuz. Yaptığınız her bir iyilik, mutlaka günahlarınızı affettiriyor, Cennetteki makamınızı yüceltiyor.

Biliyorsunuz, anne ve babaya “Üf” bile denilmemesini Rabbimiz emrediyor.

Peygamberimiz (a.s.m.), üç kez “Burnu sürtülsün” deyince “Kimin burnu sürtülsün ya Rasulellah?” diye soruyor sahabeler. Cevap hem müjde, hem tehdit taşıyor: “Anne ve babasının yaşlılığına yetişip de Cenneti kazanamayanın.”

Diyeceksiniz ki, “Eşimin anne babası, benim öz anne babam değil.”

Evet, doğru. Peki, eşinizin, anne ve babasının hakkını tam yerine getirmesini istemez misiniz?

 

Bir gün siz de yaşlanacaksınız

Bakın size Asr-ı Saadet’ten bir örnek:

Bir genç, ölüm döşeğinde iken bir türlü Kelime-i Şehadet getiremez. Durumu Peygamberimize (a.s.m.) aktarırlar. O da namaz kılıp kılmadığını sorar. Kıldığını öğrenince gencin yanına gelir. Onun telkinine rağmen genç yine Kelime-i Şehadet getiremez. Yanındakiler annesine asi olduğunu söylerler. Annesi çağrılır. Peygamberimizin ricası üzerine kadın hakkını helâl eder ve oğlu şehadetle son nefesini verir.

Peki annesi niçin baştan hakkını helâl etmemiştir? Gencin suçu nedir?

İşte annenin şikâyeti: “Eşini benden üstün tutardı. Eve gelince önce eşinin yanına giderdi.”

İşte anne kalbi bu. Bu şahıs baba da olabilirdi. Farketmez. İkisine de saygıyla mükellefiz.

Beyler! Bir gün siz de yaşlı baba ve kayın peder olacaksınız. Size nasıl saygı duyulmasını isterseniz, öyle saygı duyun.

Hanımlar! Bir gün siz de yaşlı anne ve kayın valide olacaksınız. Size nasıl davranılmasını isterseniz, siz de öyle davranın.

Hiç değilse, eşinizin, kendi anne ve babasına hizmet etmesine imkân veriniz ki, onların haklarını yerine getirsin. Eğer eşinizin annesi ve babası hakkını helâl etmez de bu dünyadan imansız olarak giderse, bundan acı duymaz mısınız? Sevgi ve mutluluğunuz, sadece bu dünya için mi?

Hem bir göz için çok gözler sevilir. Eşinizin akrabalarını da onun hatırı için sevin. Eğer gerçekten içlerinde zarar gördüğünüz varsa, bunu eşinize anlatıp ikna edebilirsiniz. Yeter ki iyi niyetli olun. Ama hoşlanmadığınız akrabalar da olsa, onlara karşı düşmanca tavır almaktan kaçının. Gerekirse biraz mesafeli davranır, ilişkilerinizi azaltırsınız. Kin tutmak, içinize atmak, sağlığınızı bozmaktan başka bir işe yaramaz.

 

Büyüğümüzü huzur evine atmak bize yakışmaz

Peki, kayın valide ve kayın pederlerin haksız veya aşırıya kaçan baskı, istek ve emirleri olursa ne yapacaksınız?

Kuşkusuz dünyaya işkence çekmeye gelmediniz.

Yorum Yaz