Tedaviyi sabırla ve yılmadan sürdürün!

13/6/2008 · Kategori: AILE VE PSIKOLOJIK PROBLEMLER

Tedaviyi sabırla ve yılmadan sürdürün!

 

 

Psikolojik sorunlarla karşılaştığımızda olaya bakış açımıza yine “kadercilik” hâkimdir. Elbette her şey Allah'ın ezelî bilgisiyle olmaktadır. Ancak bizler dertlerimize yaklaşırken çoğu kez kendi sorumluluğumuzu gözardı ediyoruz.

Çocuğumuzun psikolojik sorunları mı var? Son zamanlarda huysuz, söz dinlemez, kötümser mi oldu? Sebebi basit. Biz her şeyi yaptık. Ne istediyse yerine getirdik. Daha ne istiyor? Bİzim zamanımızda bu imkânlar yoktu. Ne yapalım, imtihan oluyoruz. Kaderimiz bu.

Sorunlu olan annemiz veya babamız mı? Biz elimizden geleni yapmışızdır. Saygı ve sevgide kusur etmemişizdir. Ama artık son günlerde çok fazla alıngan ve çekilmez olmuşlardır.

Psikolojik sorunlarla karşılaştığımızda olaya bakış açımıza yine “kadercilik” hâkimdir. Elbette her şey Allah'ın ezelî bilgisiyle olmaktadır. Ancak bizler dertlerimize yaklaşırken çoğu kez kendi sorumluluğumuzu gözardı ediyoruz.

Eşimiz depresyona mı yakalandı? Herkes suçlu olabilir. Ama biz asla olamayız. Çünkü üzerimize düşeni fazlasıyla yapmışızdır. Gerçi bazı isteklerini yerine getirememiş, bazen geçim sıkıntısı çekmişizdir. Ama hayat şartları çok ağır. Hem filâncala-rın imkânı daha kısıtlı. Bak hiç problem yapıyorlar mı? Belki fazla zaman ayıramıyoruz, ama çok çalışmak zorundayız.

Bir arkadaşımız depresyona mı yakalandı? Hayret bir şey. Geçen gün gördük hiçbir şeyi yoktu. Fırtına gibi bir insandı. Çok mutlu, neşeli, girişken birisiydi. Üstelik bir sıkıntısı var idiyse bize niye açmadı? Şunun şurasında arkadaşız, içine atmasına gerek yoktu ki.

 

Psikolojik sorunlarla karşılaştığımızda olaya bakış açımıza yine “kadercilik” hâkimdir. Elbette her şey Allah'ın ezelî bilgisiyle olmaktadır. Ancak bizler dertlerimize yaklaşırken çoğu kez kendi sorumluluğumuzu gözardı ediyoruz.

Eşimiz depresyona mı yakalandı? Herkes suçlu olabilir. Ama biz asla olamayız. Çünkü üzerimize düşeni fazlasıyla yapmışızdır. Gerçi bazı isteklerini yerine getirememiş, bazen geçim sıkıntısı çekmişizdir. Ama hayat şartları çok ağır. Hem filâncala-rın imkânı daha kısıtlı. Bak hiç problem yapıyorlar mı? Belki fazla zaman ayıramıyoruz, ama çok çalışmak zorundayız.

Hepsi de yanlıştır bu bakış açılarının. Nerede bir sorun varsa, “Acaba benim sorumluluğum nedir?” diyenleri tenzih ederim. Ama psikolojik sorunlarla karşılaştığımızda genelde kendimizi hiç suçlamayız.

Oysa insan durup durduğu yerde depresyon geçirmez. Hiçbir sorun yokken bunalımlara düşmez. Mutlaka bulunduğu ortam, eğitim tarzı, ev içindeki konumu, hayattan beklentileri onun ruh dünyasını etkiliyor.

Bir çocuk düşünün. Sürekli fırça yiyor, aşağılanıyor, itiliyor, küçümseniyor. Bunun kendine güven duyması mümkün mü? Evde, okulda, işte devamlı baskı altında tutulan, paylanan, azarlanan bir insan mutlu olabilir mi?

 Sorumluluğunuzu sorgulayın

Psikolojik sorunlarla karşılaştığımızda olaya bakış açımıza yine “kadercilik” hâkimdir. Elbette her şey Allah'ın ezelî bilgisiyle olmaktadır. Ancak bizler dertlerimize yaklaşırken çoğu kez kendi sorumluluğumuzu gözardı ediyoruz.

Eşimiz depresyona mı yakalandı? Herkes suçlu olabilir. Ama biz asla olamayız. Çünkü üzerimize düşeni fazlasıyla yapmışızdır. Gerçi bazı isteklerini yerine getirememiş, bazen geçim sıkıntısı çekmişizdir. Ama hayat şartları çok ağır. Hem filâncala-rın imkânı daha kısıtlı. Bak hiç problem yapıyorlar mı? Belki fazla zaman ayıramıyoruz, ama çok çalışmak zorundayız.

Hepsi de yanlıştır bu bakış açılarının. Nerede bir sorun varsa, “Acaba benim sorumluluğum nedir?” diyenleri tenzih ederim. Ama psikolojik sorunlarla karşılaştığımızda genelde kendimizi hiç suçlamayız.

Oysa insan durup durduğu yerde depresyon geçirmez. Hiçbir sorun yokken bunalımlara düşmez. Mutlaka bulunduğu ortam, eğitim tarzı, ev içindeki konumu, hayattan beklentileri onun ruh dünyasını etkiliyor.

Eşinin kendisine değer ve önem vermediğini, yeterince zaman ayırmadığını, sevilmediğini, başaramadığını düşünen, eşi tarafından hiç yüreklendirilmeyen, istekleri hep yüksek sesle reddedilen bir hanım veya bey depresyona düşüyorsa buna şaşırmamak gerek.

Bunları yazarken herkes kendisini adamakıllı kötülesin, kendisini aşağılasın, suçlasın demek istemiyorum. Çünkü psikolojik sorunların yüzlerce sebebi var. Önemli olan, bizim payımızı keşfedip düzeltebilmek. Elimizde olmayan faktörleri de iyi tanıyıp onların olumsuz etkisini azaltmak, mümkünse yok etmek.

Hepimiz bazı gerçekleri zamanla öğreniyoruz. Çünkü yaşadığımız çağda, zehir serbest, panzehir demir parmaklıklar arkasında hapis. Son bir asırdır bin yılda şekillenen ve yerleşen toplum yapımız değişti. Taşlar yerinden oynadı ve daha iyisi yerine konamadı. Yepyeni sorunlarla tanıştık. Bu yüzden bazen düşe kalka gidiyoruz. Ama olsun. Eğer iyi niyetle sorunların üzerine gidiyor ve sorumluluğumuzu bilip düzeltebiliyorsak, başarı budur. Kötü olan, hatada ısrar etmektir.

 

Psikolojik sorunun kökeninde yatan temel sebep, “mutsuzluk"tur. Bir insan kendinden, çevresinden, bulunduğu ortamdan, ailesinden, işinden, eşinden memnun değilse mutlu olamaz. Arayışlar içinde olmayan, kendi dünyasında mutlu ve mutmain bir insan, neden psikolojik sorun yaşasın?

İşte eğer kendimiz veya yakınlarımızdan birisi psikolojik problem geçiriyorsa, ilk yapılacak olan budur: Onu mutsuz eden nedir ya da nelerdir?

 Derdiniz mutlaka bitecek

Bunu farketmek zor değildir. Sürekli sohbetler, diyaloglar, onun nelerden rahatsız olduğunu ortaya koyacaktır. Söz gelişi, bazı ev hanımları, eşinin işi gereği sürekli geç geldiğinden şikâyetçiler. Erkek bunu aşmak için bir şeyler yapamaz mı? En azından eşinin her isteğini yerine getiremeyen kimse, bunun gerçek sebebini bütün açık kalpliliğiyle anlatamaz mı?

İlgilenemediğimiz çocuğumuzu tamamen ihmal etmek yerine az da olsa her gün konuşamaz mıyız? Ya da onun gönlünü fethedecek sözler söyleyemez miyiz? Önemli olan çok konuşmak değil, onu memnun etmektir. Bazen sevgi ve şefkat dolu bir cümle, bir kitap kadar onu mutlu edebilir.

Psikolojik tedavide çevrenin işi çok zordur. Sabırla, bu yorucu tedavi sürecini sonuna kadar götürmek gerekir. Belki bazen dert bitti sanılacak, ama ara sıra tekrar ortaya çıkacaktır. Önemli olan, bu derdin bir gün mutlaka biteceğine kesin olarak inanmaktır. Hastaya verebileceğimiz en değerli şey, içtenlik, sevgi ve şefkattir. Ama hiçbir zaman yılmadan, artık yeter demeden, bu da çok oldu artık, bizi parmağında oynatıyor diye düşünmeden sevgi, ilgi ve şefkat vermek.

Depresyonu tanımak ve tedavi sürecinde doğru tavır alabilmek için kitap okumayı ihmal etmemeliyiz. Söz gelişi, Florence Littauer'in “Depresyonu Yenmek-Kara Bulutları Dağıtın” kitabı okunabilir. Sistem Yayıncılık tarafından yayınlanan bu kitapta depresyonun tanımı ve çözüm süreci anlatılıyor. Yazar, kendi gözlemlerini ve örnek olayları da ele aldığı için ilginç ve etkili.

Psikiyatrik hastalıkların tedavi süreci uzadığı için bazı hastalar veya yakınları, “İlâcın da bir faydası yok. Aylardır kullanıyorum, hiçbir şey değişmiyor” diyerek kendi istekleriyle ilâç kullanımını kesiyorlar. Oysa bu büyük yanlış. Çünkü bu ilâçları doğru tavırlarla birlikte uzun süre sürdürmek gerekir ki, iyi sonuç alınabilsin. Bazen bu süreç, 3-4 seneyi alabilir. Her zaman yapılacak şey, sabırla, yılmadan, Allah'tan ümit kesmeden tedaviyi sürdürmek olmalıdır. Merak etmeyin. Kesinlikle zafere ulaşacaksınız.

Psikiyatri tedavisinden korkmayın!

13/6/2008 · Kategori: AILE VE PSIKOLOJIK PROBLEMLER

Psikiyatri tedavisinden korkmayın!

 

Kendimizde, eşimizde veya çevremizde olan psikolojik problemi farketmekte gecikmeyiz. Psikolojik problemi olan kimsenin düşüncesi, davranışları ve yaşayış biçimi değişir. Konuşmalarında kötümserlik, ümitsizlik ve sürekli kendini aşağılama vardır.

Böyle bir kimse mutsuzdur, hayattan zevk almaz. Vücudunda bildiğimiz ilâçlarla geçmeyen garip ağrılar, mide yükselmesi diyebileceğimiz kusma hissi, aşırı kalp çarpıntıları veya sıkışmaları, nefes alamadığını sanma ve boğulma hissi, normalin üstünde evham ve korku bu hastalıkların habercisidir. Arkasından sebepsiz ağlamalar, aşırı alınganlık, fizikî sebeplerle açıklanamayan bayılmalar, ilgi ve dikkat amacı taşıyan veya gerçekten olan intihar teşebbüsleri problemin ilerleyen safhalarında gündeme gelir.

Ortada bir problemin olduğu açıktır; ama nedir?

Toplumda çoğu kimse böyle durumlarda hastanelerin acil servislerine koşar. Zanneder ki, ölümcül bir hastalık söz konusu ve eğer yetiştiremezse hastası hayatını kaybedecek. Genelde kalp ve beyinle ilgili ağır bir problem olduğu sanılır. Çevresinde müthiş bir korku ve panik vardır. Oysa burada yapılan muayene ve tedkiklerde hastanın fizyolojik bir problemi olmadığı ortaya çıkar.

Böyle problemler hakkında önceden bilgisi olanlar meseleyi anlar. Bunların bir kısmı hastalığın adını bile kor, hatta tedavi yöntemi hakkında bile konuşabilir.

Oysa tüm hastalıkların teşhisi ve tedavisi ancak uzman doktor rehberliğinde yapılmalıdır. Psikolojik bir rahatsızlığı olduğuna inanılan bir kimsenin gideceği yer psikiyatristtir. Onun teşhis ve tedavisi dışında, hastalığa isim koymak da, herhangi bir ilâca başlamak da yanlıştır.

Toplumumuzda, “Geçen gün başım çatlıyordu, şu ilâcı kullandım iyi geldi” diye çözüm tavsiyeleri vardır. Daha önce bir ilâcı kullanan kimse onu övünce aynı dertten muzdarip olan bir başkası hemen ismini alıp o ilâcı kullanmaya başlar. Yanlıştır. Bir hastanın bildiği ilâcı doktor bilmez mi? Eğer aynı ilâcı doktor yazmış, ancak hasta kullanmakta tereddüt ediyorsa daha önce kullanan bir kimsenin tecrübesini anlatması anlamlı olabilir. Onun dışında hiçbir faydası yoktur.

 

Psikiyatri tedavisinden utanmaya gerek yok

Maalesef toplumumuz psikolojik problemi olanlara, “deli” nazarıyla bakabiliyor. Oysa hiç ilgisi yok. Böyle bir derde tutulan kişi de kendisini yanlış değerlendiriyor. Sıkıntısını fizyolojik kaynaklı zannediyor. Oysa maddî bir hastalığı yok. Bazen ailesi veya eşi hastalığı farkediyor, ama hasta psikiyatriste gitmemekte direniyor. Ne yazık ki hastalık ilerliyor, tedavisi güçleşiyor, en azından uzuyor.

Oysa psikiyatri tedavisinde utanıp sıkılmayı gerektiren hiçbir taraf yok. Nasıl ki insanın kalbi, midesi, böbreği hastalanabiliyorsa, pekâlâ beyin fonksiyonlarında da bir problem çıkabilir. Nasıl ki, bilgisayarı besleyen elektriğin voltajındaki düşüklük veya aşırılık onun fonksiyonlarını bozarsa, beyin kimyasındaki düzensizlik de insanların duygu ve davranış dünyasında olumsuzluklar meydana getirir.

Korkuya ve paniğe gerek yok. Çözümün ilk adımı, tecrübeli, ehliyetli, aklıyla kalbini birleştirmiş bir psikiyatriste gitmektir.

Doktor çok iyi seçilmelidir. Bunun için tecrübeli olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü, binlerce vak'a gören bir doktor, problemi anında keşfeder. Niçin aklıyla kalbini birleştirmesini istiyorum? Çünkü, psikolojik problemler çok girifttir. Teşhisi ve tedavisi zordur. Mümkündür, ama zaman alır. Çok yorar, sabır ister. Doktor, bilimsel bulguları, hastasına olan şefkat ve duyarlılığıyla birleştirmelidir. Maddî hastalıkta son çözüm ameliyattır. En ağır operasyonu geçirir, sağlığınıza kavuşursunuz. Ama psikiyatrik tedavi bambaşkadır.

Tedavi görmek istemeyen bir hastayı, güzelce ikna etmek gerekir. Onun tereddütlerini, endişelerini, sabırla gidermek, etrafındakilerin ona kötülük değil, iyilik etmek için çırpındıklarını hissettirmek lâzımdır.

 

Psikiyatri hastası “güven” arar

Psikiyatri hastasının aradığı güvendir. Zaten herkesten kuşkulanmaktadır. Ona güven ve ümit vermek gerekir.

Hastayı doktorla buluşturduktan sonra problem çözüm sürecine girmiş demektir. Doktorlar, ilâç tedavisi ve psikoterapi uygularken yaptıkları görüşmelerle de hastanın probleminin kaynaklandığı sebebi bulmaya çalışıyorlar.

İlâç tedavisinde hastaların ve yakınlarının yaptığı bazı yanlışlıklar var. Hasta, psikiyatri ilâçlarının insanı uyutmak için olduğunu, etkisinin kalıcı olmadığını iddia ediyor. Yakınları da, “Zaten bunlar deli ilâcı” gibi yanlış bir zanna sahipler.

Oysa özellikle son yıllarda psikiyatri tedavisinde çok ciddi gelişmeler oldu. Depresyon tedavisinde iki tür ilâçlar kullanılıyor.

Birincisi, antidepresan denilen ve problemi kalıcı olarak tedavi etmeyi hedefleyen ilâçlar. Bunların ciddi hiçbir yan tesiri yok. Ne uyku veriyor, ne de başka bir sıkıntı meydana getiriyor. Ancak sabırla, uzun süreli ve doktor kontrolünde kullanılması gerekir. Çünkü doktor gerektiğinde dozajında ayarlama yapıyor.

İkincisi, hastalığın semptomları denilen belirtilerini veya meydana getirdiği arızaları yok eden ilâçlar. Bunların kısmen yan tesiri olabilir. Uyku veya uyuşukluk verebilirler. Fakat bunlar geçicidir ve kısa süreli kullanılmaktadır. Bazen semptomlar (baş dönmesi, kusma hissi, bayılma gibi şeyler) hastayı çok zor durumda bırakabilir. O zaman yine doktorun izniyle bu tür ilâçlara başvurulacaktır.

Psikiyatri tedavisinden utanmaya gerek yok

Maalesef toplumumuz psikolojik problemi olanlara, “deli” nazarıyla bakabiliyor. Oysa hiç ilgisi yok. Böyle bir derde tutulan kişi de kendisini yanlış değerlendiriyor. Sıkıntısını fizyolojik kaynaklı zannediyor. Oysa maddî bir hastalığı yok. Bazen ailesi veya eşi hastalığı farkediyor, ama hasta psikiyatriste gitmemekte direniyor. Ne yazık ki hastalık ilerliyor, tedavisi güçleşiyor, en azından uzuyor.

Oysa psikiyatri tedavisinde utanıp sıkılmayı gerektiren hiçbir taraf yok.Asıl tedavi, doktorun hastayla görüşmelerinden sonra şekillenir. Bu görüşmelerden problemin ne olduğu, tedavi için nasıl bir strateji izlenmesi gerektiği ortaya çıkar. Problemin sebepleri tesbit edilebilir, hastayı tedirgin eden unsurların giderilmesi ve onu mutlu edecek bir ortamın kurulması plânlanabilir.

Fakat bunların tümünde de doktor ve ilâçlar bir rehber ve yardımcıdır. Tedavi sürecinin asıl motoru hastanın kendisi ve çevresidir.

İnsan niçin psikiyatri hastası olur, çevresi nasıl davranmalıdır, hasta iyileşmek için ne yapmalıdır? Sonraki bölümde bu soruların cevabını bulacaksınız. Unutmayalım: Zor da olsa her girdaptan bir çıkış yolu bulunur.

« Önceki :: Sonraki »

Genel