Depresyon: Çağımızın hastalığı
13/6/2008 · Kategori: AILE VE PSIKOLOJIK PROBLEMLER
Depresyon: Çağımızın hastalığı
Gazetelerin üçüncü sayfasını felâket haberleri dolduruyor. Hırsızlık, cinayet, gasp, intihar gibi nerede kötü ve üzücü haber varsa hepsini bulmak mümkün. Televizyonların da en fazla rağbet ettiği haberler bunlar.
Nedeni basit. Bu tür haberlerin daha fazla ilgi çektiğine inanılıyor. Sorunlar, bunalımlar, intiharlar her yönüyle ekranlara getiriliyor.
Hiç düşündük mü, intihar eden niçin canına kıyar? Yıllarca üzerine titrediği o en değerli ve en sevdiği varlığını neden yok eder?
Hepimiz intiharı aptalca bir girişim olarak görürüz. Gerçekten de öyledir. Ancak insanları oraya götüren sebepleri, ağır sorunları, dünyayı başında taşır gibi ruhu sıkılan insanların çektiklerini kaçımız biliyor?
Adına depresyon denen ağır bunalımlar hayatımızı tehdit ediyor. İnsanlar yaşamaktan zevk almıyor. Sanki bir mengenede sıkılıyormuş gibi bunalıyor. Hatta yaşamak istemiyor.
Çevremizden veya kendi dünyamızdan şu cümleleri duymuş olabiliriz:
“Son günlerde çok unutkan oldum.”
“Hiçbir şeyden zevk almıyorum.”
“Yataktan kalkmayı canım istemiyor.”
“Eskisi kadar cesaretli ve aktif değilim.”
“Dışarı çıkmaktan ve yalnız kalmaktan korkuyorum.”
“Hiç kimse beni sevmiyor.”
“Ölsem de kurtulsam.”
“Çok beceriksiz ve değersiz bir insanım.”
Bu ve benzeri cümleler depresyonun habercisidir. Eğer aşırı unutkanlık, dikkat kaybı, isteksizlik, aşırı kilo alma veya verme, hayattan zevk almama gibi problemler varsa bunalım var demektir.
Elbette insanın bir günü bir gününe uymaz. Bu saydığımız problemlerden birisi veya bazısı geçici olarak bizde olabilir. Ancak depresyon bu değildir.
Depresyon, bu sorunların çoğunun kalıcı olarak bulunmasıdır. İş sadece bunlarla da sınırlı değildir. Adına depresyon denen ağır bunalımlar hayatımızı tehdit ediyor. İnsanlar yaşamaktan zevk almıyor. Sanki bir mengenede sıkılıyormuş gibi bunalıyor. Hatta yaşamak istemiyor.
Depresyonun ilerleyen dönemlerinde, ardı arkası kesilmeyen iç sıkıntıları, bayılmalar, çevreyle olağanüstü bir biçimde kavgalı olmak, intihar teşebbüsleri vardır.
Psikolojik tedavi gören bir gençle konuşuyordum.
“Hiçbir şeyden zevk almıyorum, hiç kimseyi sevmiyorum, yaşamak istemiyorum” dedi.
“İnsanın belli dönemlerinde bazı sıkıntılar vardır. Bunlar gelip geçicidir” dedim.
“Ben kötü bir insanım. Hiçbir değerim yok.”
“Hayır, sen çok değerli bir insansın. Çok güzel kabiliyetlerin var.”
“Böyle demenizi istemiyorum. Öyle olmadığım halde beni takdir etmek için konuşuyorsunuz.”
“Bunu ben söylemiyorum. Allah Kur'an'da, insanı şerefli kıldığını, ahsen-i takvim suretinde yarattığını belirtiyor. Her insan mükemmel yaratılmıştır. Sen de öylesin.”
“Böyle olduğunu bilmiyordum. Kimse bana bunu anlatmadı.”
“Evet, sen çok değerlisin. İnsan, dünyanın halifesidir. Allah insana hiçbir varlığa vermediği bazı yetkiler vermiştir.”
Bir müddet konuştuk. Elbette psikiyatrist değildim. Fakat bu tür problemlerde çevrenin de yapabileceği büyük katkılar var. Biraz ilgi ve sevginin, bir tebessümün insanların ruhunda nasıl büyük değişimlerin kıvılcımı olduğunu tahmin edemezsiniz.
Bir psikiyatriste gidiyormuş. İki aydır antidepresan kullanıyormuş. Biliyorum ki, depresyonun mutlaka bir nedeni vardır. Sürekli sualler sorarak, problemin kökenini tespit etmeye çalıştım. Sebebini bulduğumu ümit ediyorum. Ailesiyle konuştum. Elbette geçer. Ancak depresyon tedavisi, mide, böbrek hastalıkları gibi kolayca teşhis edilip kısa sürede sonuçlanmaz. Teşhis ve tedavi süreci, çok yorucudur. Sabır, dikkat, şuur ve devamlılık gerektirir.
Yapılan tespitlere göre, ülkemizdeki insanların yüzde 60'ının hafif ya da ağır psikolojik sorunu var.
Bu oran az değil. Demek mutsuz bir toplum olduk. Psikolojik sorunlar, depresyondan ibaret değil. Çok sayıda hastalık var.
Adına depresyon denen ağır bunalımlar hayatımızı tehdit ediyor. İnsanlar yaşamaktan zevk almıyor. Sanki bir mengenede sıkılıyormuş gibi bunalıyor. Hatta yaşamak istemiyor.
Depresyonun ilerleyen dönemlerinde, ardı arkası kesilmeyen iç sıkıntıları, bayılmalar, çevreyle olağanüstü bir biçimde kavgalı olmak, intihar teşebbüsleri vardır.
Ne var ki, önce hastalığa bakış açımızda yanlışlık var. Psikolojik sorunu olan kendisini, “deli” görüyor. Toplum böylelerine, deli olmuş gözüyle bakıyor. Birçok hasta, psikiyatriste gitmiyor. Nedenini, “Ben deli miyim ki psikiyatriste gideyim?” cümlesiyle açıklıyor.
Psikiyatrik bir probleme tutulan, çok sevgi, şefkat ve yardıma muhtaç. Maalesef yeterince ilgi gösteremiyoruz. Bu hastalığa yakalanmak ayıp değil. Ama yakalananların kendisi veya çevresi bunu bir sır gibi saklıyor.
Bu hastalığa yakalanan ne kadar acı çekiyorsa, ailesi veya çevresi onun birkaç katı sıkıntı yaşıyor. Ağlıyor, dua ediyor, bazen çözümsüzlük girdabında ne yapacağını şaşırıyor. Belki de bunun için, “Ölüsü olan bir gün, hastası olan her gün ağlar” demiş atalarımız.
Böyle durumlarda ailede huzur kalmıyor. Teşebbüs gücü kırılıyor. Herkes kendisini sorunun çözümüne odaklıyor. Hayattan tüm beklentiler ve özlemler bir cümlede yoğunlaşıyor: “Hele şu derdimiz bitsin de...”
Günler ayları, aylar yılları kovalıyor. Dert bazen hiç bitmiyor, bazen azalıyor, kontrol altına alınıyor. Yeterince bilgilenme olmadığı için de hasta ve çevresinde bocalama başlıyor.
Elbette bunun da teşhis ve tedavisi mümkün. Unutmayalım ki, en çaresiz sandığımız bir problemin bile mutlaka bir çaresi vardır.

